Sivas Tanıtım

Sivas Tanıtım

Sivas iç Anadolu’nun doğusunda yer alan, Mezopotamya’dan gelen kervanların geçtiği tarihi ipek Yolu üzerinde yer alması nedeniyle tarihte önemli bir yeri olan ve ünlü Kral Yolu’nun da geçtiği büyük bir şehirdir. Sivas’ın 2019 nüfusu, tahmini verilere göre 647.784. Ayrıca Sivas, Türkiye’nin yüzölçümü açsından en büyük ikinci ilidir.Bu nedenle Sivas tarihi zenginliklerinin yanında, doğal güzellikleri ve kaplıcalarıyla ziyaretçilerine farklı tatil olanakları sunmaktadır. Sivas tarih boyunca Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri olması nedeniyle kentin merkezinde yer alan tarihi eserleri mutlaka görmek gerekir. Günümüzde de tarihin izlerini taşımaya devam eden bu şehir, özellikle Selçuklular dönemine ait önemli eserlere ev sahipliği yapmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

DİVRİĞİ ULU CAMİİ

Divriği ve civarında en erken yerleşim Hititler Dönemi'ne kadar inmektedir. Yöre, Mengücekoğullarının yönetimi altında olduğu dönemde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından camii ile birlikte 1228-1229 yıllarında yaptırılmıştır. İslam mimarisinin bu başyapıtı iki kubbeli türbeye sahip bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşmaktadır. Yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır.

Divriği Ulu Camii
ŞİFAİYE MEDRESESİ

ŞİFAİYE MEDRESESİ

Selçuklu Dönemi'nde hastaların tedavi edildiği ve aynı zamanda tıp tahsilinin de yapıldığı en önemli medreselerden biridir. Günümüze ulaşabilen bölümü, Anadolu'nun en büyük şifahanesidir. 1217/18 yıllarında I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Görkemli taç kapıdan, dört eyvanlı, revaklı avluya girilir. Taç kapıda güneş ve ay sembolleri, ana eyvanda ise kadın ve erkek başı biçiminde rölyefler yer alır. 1220'de I. İzzetttin Keykâvus'un buraya gömülmesiyle birlikte güney eyvanı türbeye dönüştürülmüştür.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE

Taç kapının hemen üzerinde üç yönden akan yazıttan medresenin, İlhanlı Veziri Sahip Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271/1272 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Yapının günümüze ulaşan tek özgün yanı, Anadolu'nun en yüksek taç kapısına sahip görkemli ön cephesidir. Taç kapı üzerinde yükselen iki minare ise adeta Sivas'ın sembolü olmuştur. Anadolu'da yapılmış en abidevi medreselerden biri olup, Dârü'l-hadis adıyla da bilinir. İki katlı, dört eyvanlı bir yapıdır. Taç kapının üzerindeki tuğla minareler çini bezemelidir. Bitkisel ve geometrik motiflerle süslü taşkapı ile yanlarındaki mukarnaslı nişler yapıya hareketli bir görüntü kazandırmıştır. Köşelerde yivli yarım kuleler vardır. Halen sağlam durumda olup ziyarete açıktır.

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE
KANGAL BALIKLI KAPLICA

Sivas İli sınırları içerisinde; İl merkezine 90 km uzaklıktaki Kangal İlçesinin 13 km kuzeydoğusunda bulunan Hamam Deresi (Topardıç Deresi) vadisinde yer alan, Balıklı Çermik- Yılanlı Çermik adlarıyla da anılan kaplıcadır.Balıklı Kaplıcanın bulunduğu vadi boyunca güneye doğru gidildikçe diğer bazı kaynaklara da rastlanmaktadır. Bunların debisi en fazla olanı; Kangal İlçesine bağlı Kalkım Köyünde bulunan KalkımKaplıcası'dır. Bu Kaynak suyunda da Kangal Balıklı Kaplıca da yaşayan aynı tür balıklara rastlanmaktadır. Rakımı 1425 m olan Balıklı Kaplıca da kaynaklar, kuzey-güney doğrultusunda dizilmiş olup 5 ayrı yerden kaynak almaktadır.

KANGAL BALIKLI KAPLICA

Kaplıca suyu aslında belirli bir kaynak noktasından çok, kum taşları arasından yaygın olarak yüzeye çıkmakta ve dere kenarı boyunca sızıntılar oluşmaktadır. 1917 yılında sazlık bir alan olan kaplıca, 1966 yılında dört adet havuz ve iki katlı 16 odalı bir motel ile hizmete açılmıştır.Günümüzde ise dört kısım otel, altı havuz, 16 adet özel banyo, lokanta , market ve çay bahçesi hizmet vermektedir.

Kangal balıklı kaplıca, ülkemizde deri hastalıklarından; Sedef Hastalığı (Psoriasis) Ve romatizmal hastalıkların tedavisinde ün yapmış bir kaplıcadır.Bu kaplıcamızın önemi; suyun kimyasal özelliklerinden ve içinde yaşayan balıklardan ileri gelmektedir. Kaplıca suyunun 35+ 0.5 olması ve kimyasal içeriği nedeniyle çeşitli hastalıkları tedavi edici yöre halkı tarafından bilinmekte olup, bu tedavi özelliğinin tüm ülke ve dünya geneline yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır.Diğer taraftan kaplıca suyunda yaşayan balıkların insan vücuduna saldırırcasına gelmeleri hastalıkların bu balıkların iyileştirdiği düşüncesi de oldukça yaygındır. Kaplıcanın bu yönü araştırıcıları fi ziksel, kimyasal, jeolojik, biyolojik ve klinik bulgular elde etmeye yönlendirmiştir.Diğer taraftan pek çok cilt hastası ( Yurt içinden-Yurt dışından ) kaplıcaya gelmekte ve belirli sürelerle havuza girip 'Balık-Su' tedavisi gördükten sonra iyileştiklerini ifade etmektedirler. Kaplıcanın 2003 tarihinde Sağlık Bakanlığı Tarafından Sağlık tesisi olarak tescili yapılmıştır.

ZARA TÖDÜRGE GÖLÜ

Zara'ya 26 km uzaklıktaki göl ve çevresi yöre halkı tarafından sıklıkla ziyaret edilen mesirelerdendir. Kayıkla gezilerin yapıldığı gölün çevresinde dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Gölde dalış sporu için imkanlar sağlanmıştır. Gölün yüzölçümü yaklaşık 5 km², deniz seviyesinden yüksekliği 1295 m. dir. Sivas'ın en büyük gölüdür ve içinde iki ada bulunmaktadır. Gölün çok büyük bölümünde derinlik 4-10 m arasındadır. Hem dibindeki kaynaklardan, hem de yöredeki sulardan beslen gölün, suyu kireçli ve tuzludur. İçerisinde 17 çeşit balık yetişen nadir göllerden biridir. Tödürge gölü çevresinde izlenebilen kuşlardan bazıları şunlardır; Tepeli Batağan, Kızılı Boyunlu Batağan, Leylek, Angut, Kılördek, Karaçaylak, Deniz Kartalı, Saz Delicesi, Turna, Uzunbacak, Kızılbacak, Sumru, Macar Ördeği, Sarı Başlı Kuyruksallayan. Kaynakça: Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

ZARA TÖDÜRGE GÖLÜ
SİVAS ULU CAMİİ

SİVAS ULU CAMİİ

Anadolu’nun en eski camilerinden biridir. Anadolu’daki mimarlık tarihinde, cami iç mekân fikrinin gelişmesinde önemli bir yapıdır. Avlusuna üç yönden girişi ve düz damlı, dikdörtgen planlı, kufe tipli cami sınıfına giren ender örneklerdendir. Kubbe fikrinin henüz gelişmediği bir dönemde yapılmıştır. Bazı bilim adamlarına göre Danişmendi dönemi eseri olarak da kabul edilmektedir. Danışmendliler 1085–1178 yıları arasında Sivas, Kayseri ve Malatya’ya yerleşmişlerdir. Tokat, Niksar Ulu Camii (1145), Kayseri Ulu Camii (XII. yüzyıl ortaları), Tokat Yağıbasan (Çukur) Medrese (1151-52), Niksar Melik Nizamettin Yağıbasan (1157-58), Niksar Kulak Tekkesi ile Türbesi; Kayseri-Pınarbaşı –Türbe Köyü Melik Danişmend Kümbeti, Danişmentli eserlerinden bazılarıdır.

Danişmentliler 1178’de Selçuklulara bağlanmasına rağmen adlarına yapılan yapılar yüzyılın sonuna kadar uzanmaktadır. Sivas Ulu Camii’ni de Danişmentli Dönemi'nin önemli eserlerinden saymak mümkündür. Asıl ibadet alanına, kuzey duvarının tam ortasında asıl ve köşelere yakın yerlerden birer olmak üzere üç ayrı kapı ile girilmektedir. İbadet alanının kuzey-güney doğrultusundaki Kıbleye (güney duvarı) dikey uzanan on bir sahnı oluşturan kesme taş örgülü yığma 50 adet kırma ayak birbirine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Mihrap eksenine uzanan orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Ulu Cami, 54.70 x 33.70 metre iç ölçülerindedir. Yapının asıl giriş kapısı ile diğer kapıları süslemesizdir. 1955 yılı onarımında ortaya çıkarılan özgün mihrabın üzerinde, birbirini kesen sekizgenlerden geometrik örgü motifli iç içe iki sekizgenin kenarlarından çıkan kollarla kesilmesi ile kareler oluşturan süslemeler bulunmaktadır. Onarımda mihrabın süslemeleri taş malzemeyle sade bir şekilde düzenlenmiştir. Üstünde yukarıya doğru gittikçe daralan yedi sıra mukarnaslıkavsaradan başka süsleme elamanı görülmez. Ulu Camii’nin Osmanlı Devrine ait 23 mezardan oluşan bir haziresi bulunmaktadır. 1955 onarımında çıkan kitabesine göre 1196-97 yıllarında Kutbettin Melikşah döneminde Kızılarslan bin İbrahim tarafından Kul Ahi’ye yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

GÜRÜN GÖKPINAR GÖLÜ

Gökpınar Gölü tabii güzelliği bakımından Gürün’ün olduğu kadar ülkemizin de nadide yerlerinden biridir. İlçe merkezine 10 kilometre uzaklıktadır. Suyu tatlı, berrak ve temizdir. Öyle ki bazı kısımların derinliği 17-20 metreyi bulduğu halde içine atılan küçük bir cismin tabana kadar çöküşü ve tabandaki duruşu, net olarak izlenebilmektedir. Gölün diğer bir özelliği, güneşin açısına göre ton değiştirmesidir. Gölün rengi mavi-gök renginden olduğu için bu ad verilmiştir. Yaslandığı kayaların dibinden ve yer yer tabandan kaynayan göl, iki parçadan oluşmaktadır. Küçük Göl adı verilen gölden çıkan suda alabalık üretimi yapılmaktadır. Büyük Göl ise turistik amaçlarla ziyaret edilen bir konumdadır.

Halk arasında Gökpınar’ın oluşumu ile ilgili olarak iki efsane anlatılmaktadır. Birincisine göre, “Bir çoban sürüsüyle birlikte gölün bulunduğu arazide dinlenirken rüyasında kendisine ‘Koyunların ile birlikte buradan uzaklaş, alttan su kaynayacak’ denir. Çoban uyandığı zaman aceleyle sürüyü alır ve karşı yamaca geçer. Gerçekten de bir süre sonra su kaynamaya başlar ve Gökpınar oluşur. İkincisine göre ise, “Çoban ve sürüsü şiddetli susuzluk çekmektedir. Oraya yakın bir çevrede su kaynağı yoktur. Çoban çaresiz bir şekilde ‘Ya Rabbi su’ diye inler ve elindeki asasını yere vurur. Bir süre sonra asanın değdiği yerden su kaynamaya başlar. Çoban ve koyunlar kana kana sularını içerler. Çıkan bu su, orada bir göl halini alır." Gölün suyu berrak ve gök mavisi olduğu için yöre halkı göle “Gökpınar” ismini verir.

Rafting sporu ile ilgilenen insanlar için görülmeye değer harika bir yerdir. Gökpınar Gölü'nün alanı 3 bin metrekaredir. Doğal bir akvaryum görünümündedir. Suyu çok tatlı olup ve soğuktur. Gölün rengi mavi-gök renginden olduğu için bu adı almıştır. Biri büyük ve küçük olmak üzere iki tane göl mevcuttur. Gökpınar Gölü iç ve dış turizme hizmet vermektedir. Gökpınar Gölü ilçe merkezine 10 kilometre uzaklıktadır.

GÜRÜN GÖKPINAR GÖLÜ

HAFİK GÖLÜ

Hafik ilçe merkezinin kuzeybatısındaki bu gölün alanı yaklaşık 1 km² dir. Derinliği ortalama 6 m olan göl, dipten kaynayan sularla beslenmektedir. Fazla suları Kızılırmak'a akan göl, yörenin önemli mesirelerinden biridir. Büyük Göl'deki (Hafik Gölü) PılırHöyük'te sondaj niteliğinde yapılan kazı sırasında, göl tabanına çakılmış ahşap direkler üzerinde göl evlerinin varlığı tespit edilmiş ve yerleşmenin Neolitik, Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı'na dayandığı sonucuna varılmıştır. Pılır Höyük daha önce İsviçre'deki Zürih Gölü ile Alp göllerinde birçok örneği keşfedilen ve Palafit adı verilen göl evleri türündeki yerleşim tarzının ülkemizdeki tek örneğidir. Kaynakça: Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

HAFİK GÖLÜ
ATATÜRK KONGRE VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ

ATATÜRK KONGRE VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ

Sivas Müze Müdürlüğü, Sivas Arkeoloji Müzesi, Atatürk ve Kongre Müzesi ve Aşık Veysel Müzesini bünyesinde barındırmaktadır. 4 Eylül 1881 tarihinde Müze-i Hümayun Müdürlüğüne atanan ve Türk Müzecilerinin dönemini başlatan Osman Hamdi Bey’in Vilayet Müzelerine önem verilmesi isteği doğrultusunda, Sivas’ta müzecilik fikri erken gelişmiştir. 1922 yılında başlatılan çalışmalar neticesi, Maarif Vekâleti ve Hars Müdürlüğünce toplanan eserler, Kongre Lisesinde bir araya getirilerek, 1923 yılında, gezilebilir düzeyde bir müze deposu oluşturulmuştur.Lise binasının yetersiz kalması sonucu 1927 yılında eserler Gökmedrese’ ye taşınarak daha iyi bir çalışma ortamı sağlanmış ve müze burada 1934 yılında ziyarete açılmıştır. 1967 yılında onarımı tamamlanan Selçuklu eseri Buruciye Medresesine taşınan Müze, bir yıl sonra 1968 tarihinde ziyarete açılmıştır. Uzun yıllar Buruciye Medresesinde hizmet veren Sivas Müzesi, 1990 yılından itibaren de Sivas Kongresi’nin yapıldığı “Sivas Atatürk-Kongre ve Etnografya Müzesi” olarak düzenlenen Tarihi Kongre Binası’nda hizmet vermiştir.

570 defa incelendi

Menü